Browse By

YEŞİL DEVRİM GERÇEKTEN BAŞARILI OLDU MU?

 

“Endüstriyel gıda üretimi nicelik mi yaratıyor?” “Gıda seri üretime gelir mi?“ ve benzeri birçok soru tüketicinin aklını kurcalıyor son yıllarda.’’Türk tüketicisi farklıdır yurt dışından örnek verme’’ diyenlerin hatırına konuyu yerelleştirelim biraz. Eskiden tahıl ambarı diye övündüğümüz topraklarımızda artık yerel tahıl ambarı diye övündüğümüz hatırına konuyu yerelleştirelim biraz. Eskiden tahıl ambarı diye övündüğümüz topraklarımızda artık yerel tahıl ürününü marketten satın alabilmek hayal gibi. Nedenini yazıyı okudukça daha iyi anlayacaksınız.

 

Tahıllar, içerdikleri demir, çinko, protein gibi mikro ve makro besin öğeleri ile biz insanlar için de önemli birer yiyecek maddesi olarak bilinir. Fakat tercümemize konu olan araştırma sonuçlarında görünen o ki yüksek randımanlı üretim teknikleri bu önemli besin kaynaklarını da fakirleştirmiş durumda. Bakın tablo özetle ne kadar trajik; üretim %220 artıyor, %130 artan dünya nüfusunu rahatça besleyebiliyor, arta kalan değerlendiriliyor fakat besin değerlerinde %19’lara varan gerileme ile nicelik açısında sınıfta kalıyor endüstriyel tarım. Açlıkla mücadelede sınıfı geçerken kötü ve yetersiz beslenme sorunu ile yüzleşiyor insanoğlu. Sorun yaratıp geçici çözüm geliştirmeyi seven insanoğlu hemen sentetik gübre ve böcek ilaçları ile toprağın verimini arttırmaya giriştiği gibi kendi kullanımına uygun ilaçları ile toprağın verimini arttırmaya giriştiği gibi kendi kullanımına uygun ilaçları ve takviye edici besin maddelerini geliştiriyor tabi. Ama alım gücü olana yarıyor bunlar hep. Sorun çözülüyor mu peki sizce? Gelin birlikte bakalım…

 

Toprağımızın üretim modeli nedeni ile fakirleşmesine parallel olarak besin değeri de azalan tahıla son dönemlere damgasını vuran mera kanunu üzerinden de bir baksak mı? Kesinlikle evet, çünkü tahıl ilinci dünya savaşından beri sadece insanoğlu için bir yiyecek maddesi değil ne yazık ki. Savaş sonrası devletlerin ciddi sübvansiyonlar vererek aç kalan ve sayısı giderek artan nüfusların doyurma girişiminde baş aktördür tahıl. Desteği fazla gelen tahıldan arta kalan ciddi miktardaki ürün bu sefer de yönetimsel kaygıların devreye girmesine sebep olur ve hayvan yemi olarak kullanılması salık verilir. Doğalarında meralarda gezmek olan inek, koyun ve son zamanlarda çiftliğe hapsedilen keçiler evrimlerinin aksine bir anda tahılla beslenir hale gelirler. Şişmanlarlar, löp löp etleri mağaza ve restoranlarda göz alıcı sunumlarla satışa çıkarılır ama yemi fakir olan bu canların etlerinin zengin olması beklenebilir mi? Bunu üreticilerine sormak, araştırmak lazım. Şişman inek demişken obez insan ile bir bağlantısı olabilir mi düşünmek lazım… ‘’ Çok düşünücek gücüm vaktim yok nesin değeri az yiyecekler tüketiyorum’’ diyenler için meraların dönüşümü hakkında yeşil gazetede 6 Kasım tarihinde yayınlanan Durukan Dudu’nun haberini okumanızı öneririm. Birçok soruya cevap olacaktır.

 

Özetleyerek kapanışa geçelim, bakalım neler yaptık? Tahılları yüksek randımanlı üretim teknikleri ile üretmeye karar verdik, otla beslenen besi hayvanlarına da ‘’artık bunu yiyeceksin’’ dedik, bir de fosil yakıt ve kimyasala dayalı bu tekniklerle iklim değişikliğine neden olan karbon salınımını arttırdık değil mi? Hadi iklim değişikliğinin de hatırı kalmasın, yeri gelmişken buradan duyuralım; yapılan son araştırmalar atmosferde artan karbondioksit miktarının bitkilerin çinko elementini toplama özelliğini kısıtlayacağını ön görüyorlar. Bağışıklık sistemi için çok önemli olan bu elemnetin eksikliğinde daha çok ilaç, aşı ve tıbi yardım gerekeceği aşikar. Artık doğal beslenmenin yollarını mı ararsınız yoksa grip aşısı mı yaptırırsınız karar sizin. Bir tahıl mevzusu nasılda uzadı gitti. Kısa kesip Tercüme Köşemizin son haberi ile başbaşa bırakayım sizi.

 

AHU SEDEF DEMİR

SEDEF YENİ NESİL END.ÇÖZ.A.Ş

 

 

Yeşil Devrim gerçekten başarılı oldu mu?

hasthegreenr

 

Yüksek randımanlı tahıllar, gıda zincirlerinin genişlemesi ve açlığın azalmasına büyük ölçüde yardım etmişse de, gerekli besin maddeleri bakımından oldukça zayıflardır. Tanzanya’da bir mısır hasadını görüyorsunuz. Fotoğraf: Kyu Lee/Millenium Promise

 

İnsan nüfusu geçtiğimiz 50 yıl içinde ikiye katlandı, ama tahıl üretimi çok daha hızlı ilerledi. Mekanizasyon, sentetik gübreler, randımanlı tohumlar ve yoğun tarım sistemlerindeki diğer gelişmeler, dünyadaki açlığın artmasına engel olduğu gibi, azalmasını bile sağlamıştır, diyor 2014 tarihli bir BM raporu. 1960larda öngörülen toplu kıtlık senaryoları gerçekleşmedi. En azından şimdilik de olsa, zaferimizi ilan edebiliriz, öyle mi?

 

Hayır, diyor yeni bir araştırma raporu. Nicelik, nitelik ile eş tutulamaz. Columbia Üniversitesi’nin Earth Enstitüsü’nde çalışan araştırmacılar, günümüzde üretilen bol miktarda tahılın içerdiği birim kütle başına düşen besin maddesi miktarının, eski yöntemlerle üretilenlere göre daha az olduğunu belirtiyor. Çiftçiler, daha fazla insan için daha fazla üretebiliyorlar, ama insanlar buna rağmen, sağlıklı bir hayat için gerekli protein gibi makro, veya demir gibi mikro besin maddelerini alamıyor. Önde gelen süreli yayınlardan Science’ta yayınlanan bu araştırma, küresel gıda üretimini ölçmek ve düzenlemek için daha gerçekçi ölçü birimlerine duyulan ihtiyacı dile getiriyor.

 

 

Dünya tahıl üretimi, 1965’ten bu yana %220 artmıştır. Bu, %130’luk nüfus artışını ciddi oranda geride bırakıyor. Bunun en önemli nedeni ise, yalnızca üç ürünün yoğunlaştırılmış üretimidir: pirinç, buğday ve mısır. Bu süre içinde, bu büyük üçlü için ayrılan tahıla yönelik tarım alanları 2/3’ten %80’e çıkmıştır. Dekar başına alınan hasat da ciddi oranda artmıştır. Fakat bu değişim, arpa, yulaf, çavdar ve darı gibi diğer tahıllara ayrılan alanların, 1/3’lük orandan %20’ye düşmesiyle sonuçlanmıştır.

1-hasthegreenr

Araştırmacılar, üretimi değerlendirirken yalnızca miktarını değil, besin değerini de hesaba katan daha gerçekçi ölçü birimlerine olan ihtiyacı belirtiyor. Gana’nın güneyinden bir yer fıstığı hasadı sırasında çocuklar. Fotoğraf: Kevin Krajick/Earth Institute.

 

Sorun: eski bitki türlerinin birçoğu, kalori başına çok daha yüksek besin maddesi içeriyordu. Dolayısıyla, kişibaşı günlük beslenme ihtiyacını karşılayabilmek için tüketilmesi gereken tahıl miktarı da artmıştır. Örneğin, akdarının demir içeriği, pirincin dört katıdır. Yulaflar, buğdaydan dört kat fazla çinko içerir. Örnekler çoğaltılabilir. Sonuç olarak, 1961 ile 2011 arasında tüketilen tahılların protein, çinko ve demir içeriği, sırasıyla, %4, %5 ve %19 azalmıştır.

 

Tahıllar, özellike Hindistan ve diğer hızlı gelişen ülkelerde en büyük besin kaynağı olmaya devam ediyor. Bu muazzam gıda ikmaline rağmen, Uluslararası Gıda Politikaları Araştırma Enstitüsü’nün yaptığı 2014 tarihli bir çalışmaya göre, 2 ile 3 milyar insan hala yeterli beslenemiyor, kilo problemi yaşıyor veya mikro besin maddelerini yeterince alamıyor. Kuzey Amerika’daki erişkin kadınların %12’si demir eksikliği çekiyor. Batı Afrika’da ise bu sayı %50. Bunun yalnızca besleyici değeri az olan ürünlerden kaynaklanmadığını belirtmeliyiz; ciddi oranda gelir ve gıda dağılım eşitsizliğinin etkileri de önemli bir faktördür.

 

Dün Harvard Üniversitesi’ndeki araştırmacıların yayınladığı başka bir çalışma ise, iklim değişikliğinin bu besin eksikliğini daha da arttıracağı yönünde görüş bildiriyor. Uzun zamandır, ısınmakta olan iklim düzeninin birçok ürün üzerinde olumsuz etki edeceğini belirten kanıtların yanı sıra bu yeni çalışmada elde edilen bulgular, atmosferde artan karbon dioksit miktarının bitkilerin çinko elementini bünyesinde toplama yetisini kısıtlayacağını öngörüyor. Bu element, bağışıklık sisteminin işleyişi için çok önemlidir ve eksikliği birçok hastalığın artmasıyla sonuçlanır.

 

‘‘Yalnızca daha fazla değil, daha besleyici gıda üretmek için toprağın verimli kullanılması gerekiyor’’ diyor Columbia – Earth Enstitüsü araştırmasının önde gelen yazarı Ruth deFries. ‘‘Güncel zirai üretim ölçümleri, yalnızca hektar başına kaç ton veya kaç kalori gıda üretildiğini belirtiyor. Besin değerlerini göz önüne almıyor.’’

 

Araştırmacılar, besleyici ürünlerin karışımıyla güçlendirilmiş gıda sistemlerini desteklemenin yanı sıra, biyolojik olarak güçlendirilmiş ürünler ve toprak verimliliğinin daha iyi idare edilmesi için de, besin maddesi içeriğini göz önüne alan daha gelişmiş ölçüm yöntemlerinin faydasını öne sürüyor. Bu tip ölçüm yöntemlerinin, bireysel tarla ve çiftliklerden sağlıklı gıda karışımlarını destekleyecek ulusal politikalara, arz ve talep öngörülerinin gıda üretimine giren tüm faktörleri ele aldığı küresel boyuta kadar her ölçekte işe yarayacağını düşünüyorlar.

Daha fazla bilgi için: “Metrics for land-scarce agriculture.” Science 17 July 2015

Kevin Krajick

20 Temmuz 2015

Phys.org

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


3 + 7 =

Copy Protected by Chetans WP-Copyprotect.